Eskici hikayesi

 

Eskici

Öykünün başında, Marmara Denizi’nin rıhtımında yol cu uğurlamak için toplanan insanların kendi aralarında ko nuşmaları yer alır. Bir çocuk, Arabistan’a uğurlanacaktır. Ço cuğun yakınları bir yükten kurtuldukları İçin sevinçlidir. Ara bistan’da halasının yanında rahat eder, diye düşünürler. Oy sa amaçları sorumluluktan kurtulmaktır.
Hasan, (Arabistan’a gönderilen çocuk) beş yaşlarında, yetim ve öksüz bir çocuktur. Annesini yeni kaybetmiştir. İstanbul’daki yakınları onu halasının yanına göndermeyi uy gun görmüşlerdir. Hasan, önce, vapur seyahati boyunca çok eğlenir. Yolcuları sempatikliği ile neşelendirir, herkesle sohbet eder. Peltek, şirin konuşmaları ile vapurdaki yolcular onu çok severler. Fakat, vapur her uğradığı yerde bir sürü yolcu bırak maktadır. Bir süre sonra, vapurda Hasan’ın dilini anlayan, Türkçe konuşan insan çok az kalır. Hasan’ı bir durgunluk alır. Yolcuların dilini anlamaz, kendini yalnız hisseder. Artık ona Hasan diye hitap eden kimse kalmamıştır. Kalanlar ise ‘Has san’ diye seslenmektedir.
Vapur, Hayfa’ya geldiğinde o da vapurdan ayrılır. Onu bir trene koyarlar. Hasan, trende köşeye büzülür. Hiç konu şamaz, konuşsa da kimse onun dilinden anlamaz. Dışarıdaki portakal ve meyve bahçelerini seyreder. Zamanla manzara değişir. Hiç ağacın olmadığı, dümdüz yerlerden geçmeye başlarlar. Hasan, İstanbul’u, memleketini özler. Buraların hay vanları bile çok gariptir. Kambur, koca koca tüylü, soğuk hay vanlar görür pencereden.
Hasan’ı istasyonda indirirler. Siyah bir örtü giymiş, kol ları altınlarla dolu bir kadın onu bağrına basar. Bu, halasıdır. Hiç annesinin kokusuna benzemeyen bir kokusu vardır. Ha lası da anlamadığı bir dille konuşmaktadır. Hasan, halasının basık, tek katlı toprak evinde haftalarca hiç konuşmaz. Saç ları çok kısa kesilmiş, entari giyen erkek çocukları ile de hiç konuşmaz.
Uzun bir süre Hasan hiç konuşmaz. Zamanla o da diğer çocuklar gibi giydirilir, yer sofrasında çatal bıçak kullanma dan yemek yemeyi, hatta Arapça’yı dahi öğrenir. Fakat o yi ne çok durgun ve sessizdir.
Bir gün, halası sokaktan bir satıcıyı çağırır. Önüne bir sürü eski ayakkabı koyar. Satıcı oturur ve bunları tamire ko yulur. Hasan’ın bu tamir çok dikkatini çeker. Satıcı, ayakka bının çivisini ağzına alarak düzeltmektedir. Hasan, boş bulunarak satıcıya sorar: ‘Ağzınız acımıyor mu?’ Satıcı şaşırarak ‘Sen Türk müsün?’ der. Hasan, bir Türk’le karşılaşmış olmak tan çok mutludur. Haftalarca süren sessizliğine mukabil sürek li konuşmakta, ona memleketindeki hayatını anlatmaktadır. Sanki bir tanıdığına rast gelmiş gibidir. Satıcı da zevkle onu dinlemektedir. Birbirlerine sokulmuş vatan hasretini dindir meye çalışırlar.
Satıcı, işini bitirince gitmek zorundadır. İkisi de ağlamaya başlar. Hasan, satıcıya ‘Gitme be!’ der. Satıcı da ağlayarak ona: ‘Ağlama be!’ der. Ayrılık anında her ikisi de vatan has reti ile gözyaşı dökmektedir.

Yorum Yaz